Esrarın tarihçesi, Tarihte Esrar, Nostalji

Esrar; Mitoloji, Din, Edebiyat
Hintililere göre, kenevir Tanrı Visnu'nun sırtında bulunan tüylerden meydana gelmiştir. Hint rahipleri bu bitkiye başarı ve mutluluk anlamına gelen "Vijemia"; doğuran, yaratan anlamına gelen "Ananda" adını vermişlerdir.
Göklere egemen olan Tanrı İndra savaşçılarına tanrısal bir güç verebilmek için Hint kenevirinden yapılmış "Soma" içkisini sunmuştur. "Soma" havanda ezilen bitkinin mayalanmış olan özsuyudur. Tanrı'ya kurban edilecek olanı beslemek, sarhoş etmek ve güçlendirmek için kullanılmıştır.

Perslerin kutsal kitabı olan Zerdüşt'tie kenevir bitkisinin insana mutluluk ve neşe verdiği, keder ve üzüntüyü dağıttığı yazar.

Herodot (M.Ö. 480-425) gerek Mezopotamya'da yaşayan Asur ve Sümerlilerin, gerek Aral ve Hazer bölgesinde yaşayan İşkillerin kenevir olduğunu düşündüğü bir bitkinin yapraklarını ateşe atarak çıkan dumandan sarhoş olduklarını yazmıştır. İskitler kenevir tohumlarını sıcak suya atıp havaya karışan buharı soluyarak neşelenirlermis.
Farsçadan Arapçaya geçmiş olan ve kenevir karşılığı kullanılan "Şah Tohumu" (Şah Danaç) adı da bu bitkiye verilen önemi göstermektedir.

Esrarın Doğu'dan Batı'ya Yolculuğu
Ortaçağ İslam döneminin ortak bir görüşünü aktaran Binbir Gece Masalları'nda (X. yüzyıl) Hint kenevirinin İran, Mısır ve Bağdat'ta bilindiği ve kullanıldığı anlatılmaktadır. Bu masalların Batı dillerine çevrilmesiyle ve Marco Polo'nun (1254-1323) Uzakdoğu yolculuğuyla, esrar ya da haşiş Batı'ya tanıtılmış, böylece tüm dünya Tanrı İndra'nın ünlü Soma içkisinden ve onun yarattığı mucizelerden haberdar olmuştur.
Hint keneviri XVI. yüzyılda Spamiaros tarafından Avrupa'da da kullanılmaya başlamıştır. İspanyol farmakolog Nicolas Mo-nardes (1493-1588) Cannabis Saîiva bitkisinden elde edilen ve Hintlilerin "Bhang" dedikleri maddenin çok yaygın olarak kullanılmasına karşın, tedavide pek ise yaramadığını yazmıştır.
VII. yüzyılda Güney İran'da yetişen bitkiler üzerinde araştırma yapan Alman botanikçisi ve hekimi Engelbert Kapfer 1685' te Hint kenevirini inceleyerek, bunun "erkek ve dişi bitkilerin yapısı bakımından bir yumurtanın başka bir yumurtaya benzemesi gibi, Avrupa kenevirine benzediğini" göstermiştir. Hatta çok sıcak bir bölge oian Bandar Abtaas'dan getirdiği kenevir tohumlarını İsfahan'ın en yüksek ve soğuk bölgesine ekince, bunların "uyuşturucu" etkisinin kaybolduğunu görmüş, bunu daha başka deneylerle de doğrulamıştır.
Napolyon 1798-99 yıllarında Arap yarımadasına geçmek için Mısır'da kamp kurduğunda, askerler arasında esrar kullanımının giderek yayıldığını görmüş, bir emirle bunu yasaklayarak kullananların şiddetle cezalandırılmalarını istemiştir. Bütün bu sıkı önlemlere karşın, esrar askerler arasında yayılmaya devam etmiştir. Askerler yurda döndüklerinde, alışkanlıklarıyla birlikte esrarı da Fransa'ya sokmuşlar, ayrıca Orta ve Yakındoğu'ya seyahat eden ya da orada çalışan Fransızlardan bazıları bu maddeyi Fransa'ya dönüşlerinde beraberlerinde getirmişlerdir.

Esrar Macunu Satan Dükkanlar
1611-1682 yıllan arasında yasayan Evliya Çelebi, Seyahat-name'sinde, İstanbul'da esrar yapan ve satan dükkânların bulunduğunu yazmıştır, "Esnafi Benkciyan" denilen bu dükkânların sayısı on altı olup, buralarda altmış "Nefer" çalısmaktaymış. En çok Süleymaniye'deki tiryakiler çarşısında bulunan bu dükkânlardan kolayca "Esrar Macunu" sağlama olanağı varmış.
IV. Murad'dan sonra da zaman zaman yasaklar çıkmasına karşın, İstanbul'da, Batı ve Güney Anadolu'da esrar kullanımı yayılmaya devam etmiştir. O dönemlerde, özellikle Bursa bölgesinde yetişen Hint keneviri günümüzde bile en iyi cins olarak kabul edilmiştir. Hint keneviri daha sonra Konya ovasında da yetiştirilmiştir. Orada bu bitkiye verilen ad "Ban Otu" ya da sadece "Ban"dif. Osmanlılar devrinde afyon alışverişi önemli olmakla birlikte, afyon içimi esrar kadar yaygın değilmiş.

İstanbul'un esrar Tekkeleri
XV. yüzyılda "Macunu Müferriha" ve XVIII, yüzyılda "Cevahir Macunu" adı verilen ve afyon içeren macunlara, daha sonra yalnızca esrar karıştırılmıştır. Esrar, bal ve baharatla karıştırılarak "Devaimisk" (güzel kokulu deva) adı altında satılırmış. Zamanla Avrupa'ya da yayılan bu macunlar "Devamesk" ya da "De-vamsk" olarak tanınmıştır.
Bu macunlan çok kullanan ünlü şair Baudelaire, onları "ye-şil renkli, özel ve garip kokulu bir reçel" olarak tanımlamış ve çok zevk verdiğini yazmıştır.
Ülkemizde uyuşturucu maddeler ve esrarla ilgili araştırma-^. lar yaparak Hachisch adlı bir kitap yazan P.Broüeau'ya görs, ^ XIX. yüzyıl sonlarında istanbul'da esrar kullananların çoğunluğunu "yoksul sınıftan" gelenler oluşturmakta, az olarak da zenginler arasında kullananlara rastlanrnaktayrnıs. Esrar kullanan zenginler üçer, beşer toplanarak kentin uzak ve kenar semtlerine giderler, evlere kapanıp kapıya gözcüler koyarak esrar âlemleri yaparlarmış. Büyük kentlerde, özellikle istanbul'da seyyar satıcılar, hammaflar, kahveciler, berberler, manavlar, kayıkçılar, balıkçılar arasında esrar kullananlar çoğunluğu oluşturuyormuş. Esrarkeşler çoğu kez gizli ve kuytu yerlerdeki kahvelere toplanıp "Keyif Âlemi"ne geçerlermiş. Özellikle istanbul'da bu şekilde esrar içilen yerler çok olup bunlara "Esrar Tekkeleri" deniimek-teymiş. Ancak esrar tekkelerini bazı mezheplere ait tekkelerden ayırmak gerekir. Gerçi Bektaşi ve Nakşibendi tekkelerinde de esrar içildiği olmuştur, ama bizim burada sözkonusu olan "Esrar Tekkeleri"dir. Gizli olan bu evlere parola verilerek girilir, tekke sahibi para karşılığı nargile ya da kabak denilen kabın içine "Cuk" adı verilen siyah ve kıvamlı bir madde halindeki esrar otu tozunu koyup ateş üzerinde hazıriarmış.

İlk örgütlü terör: Haşşaşin Devleti
Tarihte, Haşşaşin, Haşhaşiler, Haşii, Batmiye, Melahide, El-mutiye gibi adlarla anılan ve 1091-1276 yılları arasında İran'da yüksek bir dağ üzerinde bulunan Alamut kalesinde yaşayan ilginç bir devlet vardır.
Devletin kuruluşu Alamut kalesinin 1091 yılında Hasan Sabbah (1056-1124) tarafından alınmasıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak Hasan Sabbah'tan önce, Haşşaşin Devleti'nde geçerli olan değerlerin, ilkelerin ve kuralların geliştiği uzun bir dönem yaşanmıştır. Bu gelişme İslam dininde İsmaili tarikatının çıkmasıyla başlamışîır.
Alamut kalesinde otuz üç yıl egemen olan Hasan Sabbah devletini İsmaili tarikatındaki derecelere göre örgütlemiş; alkol, esrar ve telkinden yararlanarak uyguladığı "beyin yıkama" yöntemiyle yetiştirdiği fedailere tarihte önemli yeri olan birçok ünlü kişiyi öldürtmüştür. Fedailerle doğrudan doğruya ilişki kuran, üçüncü derecede olan Dailer'le, dördüncü derecede bulunan büyük Dailer'di. Hasan Sabbah bunlarla ya doğrudan doğruya ilişki kurar ya da beşinci ve altıncı derecede bulunan kişiler aracılığıyla ilişkisini sürdürür, isteklerini yaptırırmış.
Hasan Sabbah ve Haşşaşin Devleti, daha sonra değişik biçimlerde karşımıza çıkan gizli örgütlenme ve militan yetiştirme, beyin yıkama açısından üzerinde önemle durulacak tarihi bir olgudur.
Hasan Sabbah'ın ilk ve en önemli siyasi cinayeti, eski medrese arkadaşı, yakın dostu Selçuk Veziri Nizam-ül Mülk'ü öldürtmek olmuş; bunu birçok siyasi cinayet izlemiş, Hasan Sab-bah'a ve İsmaili tarikatına karşı olan birçok bilim, devlet ve sanat adamları acımasızca ortadan kaldırılmıştır.

Esrar Dede ve Esrar Baba
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ünlü bir sair ve mev-levî dervişi ofan Esrar Dede yaşamını Galata Mevlevîhanesi'nde geçirmiştir. Çağdaşı Şeyh Galip'in yakın dostu otan Esrar De-de'nin 1797'de Ölümü üzerine Sururİ şu tarihi düşürmüştür.
"Hayflar göz yumup Esrar Dede sır oldu." (Hicri 1211), Esrar Dede'nin bir gazeli şöyle sontanmaktadır;
 
Senin şevki kudûmunla kadeh/er başladı devre
Meyin de aksi tâyinle biraz benzine han geldi
O şühin nâiü azan olmtış gaaliba esrar
Deri dildardan zira bugün pek şâdüman geldi.
 
İstanbul Belediyesi 1934 yılında hazırladığı şehir rehberinde Haliç Feneri Haydar Mahallesi sokaklarından birine "Esrar Dede Sokağı" adını vermiştir.
XIX. yüzyılın i!k yarısında yaşamış olan Esrar Efendi de en-derunda yetişmiş, güzel sesli musikişinas bir şeyh olarak tanınmıştır. 1834 yılında ölen Esrar Efendi, Aydınoğlu tekkesine gömülmüştür.
XIX. yüzyılın ikinci yansında yaşamış olan, gerçek adı bilinmeyen, Kalkandereli Esrar Baba adıyla tanınan Bektaşi babası şiirlerinde "Esrar" takma adını (mahlas) kullanmış, 1904 yılında seksen yaşında Kadıköy'de Aziziye hamamında yıkanırken ölmüştür. Esrar Baba'nın ölümü üzerine onun hizmetinde çalışan derviş Haydar su dörtlüğü yazmıştır:
 
Germâbei safâde bir dellâki pâkize
Yıkar iken o piri göçdü Esrar Baba hû
Mücevher târihini o mahbûba söylettim
Ağuuşİmde Esrarım bir dem sır oldu yahu. (Hicri 1322)
 

Osmanlı döneminde Esrarla ilgili yasa ve yasaklar
Ülkemizde haşhaş ekimi, afyon üretimi ve uyuşturucu madde kullananlarla bunları sağlayanlara ilişkin olarak yasal Önlemler alınması için yapılan girişimler Osmanlı imparatorluğu döneminde başlamıştır.
Osmanlı imparatorluğu döneminde uyuşturucu maddelerin yasaklanmasına ilişkin ilk yasa, Fatih Sultan Mehmet'in (1432-1481) çıkardığı Fatih Sultan Mehmet Kanunnamesi'nde yer alır ve aynen şöyledir: "Eğer biregü hamşr içse. köylü ya da kentil de olsa bin akçe cereme alına." Kanuni Sultan Süleyman (1494-1566) Kanunnamesi'nde de benzer yasaklar bulunmaktaydı.
IV. Murat (1612-1640) içki, afyon, tütün ve kahve kullanılmasın! yasaklayarak İstanbul'un bütün kahvehane, meyhane ve esrar içilen yerlerini kapatmış, yasaklara uyulup uyulmadığını denetlemek için kılık değiştirerek bütün kenti dolaşmıştır.
Osmanlı İmparatorluğumda XIX. yüzyıl başlangıcında haşhaş ekimini sınırlayan yasaklar konmuştur. Başbakanlık arşivinde bulunan 1811 tarihli bir belgede Anadolu'da naşhaş ekilen yerlerde bu bitkinin yerine buğday ve arpa ekilmesinin gerekli olduğu yazılmış, neden olarak Çin'de afyon satışının yasaklanması sonucu fiyatların düşmesi gösterilmiştir.
1826 yılında başta afyon olmak üzere birçok ürünün alım satımı üzerine devlet tekeli konmuştur. "Yed-i vahid" denilen bu tekelin amacı bir yandan aracılar tarafından üreticinin aldatılmasını önlemek, Öte yandan yeni kurulmuş olan Asâkir-ı Mansurei Muhammedi'nin giderlerini karşılamaktı.
1830 yılında haşhaş ekimi yapan çiftçinin ve afyon alım sa-[ timi yapan tüccarın belediye işlerine bakan daireden belge alması koşulu getirilmiştir. Böylece afyon alım satımı yapan tüccarlara birer belge verilerek, belgesiz olanların bu işi yapması yasaklanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde uyuşturucu madde kullananlara karşı alınması gereken önlemlere ilişkin ilk çalışmalar "Cemiyeti Tıbbiye-i Mülkiye"nin girişimiyle başlamıştır. Cemiyetin çalışmalarında öncelikle esrar üzerinde durularak bu maddenin tedavideki yerinin çok sınırlı olduğu, buna karşılık keyif veri-; ci niteliği yüzünden yaygın biçimde kullanıldığı belirtilip alım sa-: timinin yasaklanması, afyon alırn satımına da sıkı bir denetim ! konması istenmiştir. Cemiyetin sık sık tekrarladığı bu öneriler üzerine 1 Mart 1872 tarihinde yayınlanan "Sadaret Tezkeresiyle Hint kenevirinin ekimi yasaklanmış, haşhaş ekimi ve afyon alım '. satımı sıkı bir denetim altına alınmıştır.
1912 yılı ocak ayında La Haye'de yapılan uluslararası toplantılara Osmanlı İmparatorluğu da katılmış ve anlaşmayı imzalamıştır. Anlaşmaya göre: haşhaş ekimi sınırlarımızın altmış kilometre içinde yapılabilecek, üretim, afyon alım satımı devlet denetimi altında olacaktı.

Cumhuriyetin ilk döneminde esrarla ilgili uygulamalar
Cumhuriyet döneminde ülkemiz afyon ve diğer uyuşturucu maddelerle ilgili bütün uluslararası toplantılara katılmış ve alınan kararları benimsemiştir.

Esrarkeş Bektaşî dervişleri
Hacı Bektaş-ı Veli'nin (1247-1337) kurduğu Bektaşilik bir Batınilik türüdür. Bektaşi tekkelerinden bir bölümü zamanla esrar tekkesi durumuna gelerek çevreyle ilgisini kesmiş olan dervişlerle dolmuştur. Bektaşiler arasında esrar kullanan ve "Bektaşi taslağı" diyebileceğimiz bazı dervişlerin, şeyhlerin, babaların da adı karışmış, hatta bunların bazıları mündlerine esrar çekmeyi Öğütle mislerdir.
Esrarı anlatan bir Bektaşi tekerlemesi şöyledir:
 
Aşere kimden kaldı?
Pirimiz Sultan Bektaş Veli'den
Kabak kimden kaldı?
Serendibli Şeyh Uryani'den
Dalga kimden kaldı?
Kafa/ Kahkaha 'da Dalyan Baba Zındâni'den
Duman kimden kaldı?
O dahi Şeyh Zındâni'den
Şorolo yar kimden kaldı?
Eflâtûni ilâhiden
Kavga kimden kaldı?
Hâbii ile Kabil'den
 
XIX. yüzyıl ortalarında esrar kullanırken onun yarattığı "Dalga" âlemi içinde adam öldürmüş olan Server Baba adında esrarkeş bir dervişin "Nefesleri, esrarın bazı Bektaşi tekkelerine girdiğini gösteren başka bir kanıttır. "Nefes"ten anlaşıldığına göre, katil suçuyla zindana atılan Server Baba orada da esrar kullanmayı sürdürmüştür.
 
Esrar sırrın cemidir
Sır tutarız dervişiz
Dalga duman esrarla
Mertebeye ermişiz
Libâsımız çul gaput
Güzellen yaptık put
Aşk ile olduk bulut
Maşuka can vermişiz
 
"Zindan Şiirleri"
 
XIX. yüzyılın sonlarında yaşamış olan haik ozanı ve ressamı Kahveci Gürcü Nusret'in Zindan Şiirleri adındaki yapıtında esrar üzerine yazılar vardır.
Kahveci Gürcü Nusret, Hasköy iskelesindeki kayıkçı kahvesinin sahibi ve Hasköy Yangın Tulumbası Sandığı'nın ikinci başkanı olan arkadaşını öldürdüğü için küreğe mahkûm olup zindana atılmıştır. Ozan zindanda kaldığı süre içinde şiir, düzyazı yazan ve resim yapan suçluların yaşam Öykülerini ve eserlerini toplayarak eşine az rastlanan, değerli bir antoloji hazırlamıştır.
Eserine, zindan yaşamına ilişkin notlar ve kendisi tarafından yapılmış resimler de eklenmiştir. Özellikle genç mahkûmlara ilişkin olan resimlerin çoğunun çevresinde birtakım tılsımlı yazılar ve dualar vardır. Yaşam öykülerinde, notlar ve resimlerin çevresinde esrar hakkında pek çok şey yazılmıştır. Bunlardan II, Abdülhamit devrinde, özellikle ağır suçlar yüzünden zindanda yatanların esrar kullanmalarına göz yumulduğu anlaşılmaktadır, Hatta esrarın zindana bilinçli olarak sokulduğu, böylece azılı katillerin uyuşturulduğu da yazılmıştır. Zindan Şiirleri'nde her koğuş bir esrar tekkesi olarak anlatılmıştır.
 
"Yaman ve bîamandır / Tesellisi dumandır"
 
"Bizim üçüncü koğuş tekâyanın birincisidir. Cümle bisâtı pak olduğundan ve cümle dört duvar karındaşları canlarımız ehli hâl ve cümle can yoldaşları tazelerimiz sahibi cemal olduğundan, birincidir. Kabak dahi gümüş pullu olup, Yedikule-li Mastor Hakkı Usta işi olup birincidir. Dumanı Somuncu Babamız alıştırıp nefeslendikte, kanundur ki, dizi dibinde diz çökmüş muntazır Emin Bey'e verip, o bey dahi aiup, nefes/ey/p ayağa kalkar ve Pâbürehne Uvusî reftâr ile, nazikâne hıram ve ranzada, döşeklerde edibâne teşrifine muntazır karındaş canları dolaşıp cümlesini nefestendirir ve bu minval üzere dört devirden sonra karındaşlarımız yârı gaan can yoldaşları ile tamam dalgaya vardığında, Somuncu Baba'mız çerâğı uyutur..."
...Aşereye girmeyen karındaşa tazyik olmaz. Onlar ranzada ayrı yerde olurlar. Amma onları zindancılar alır. Tekâyadan olmayan bir koğuşa verirler. Lâkin zindanda cümle kavgalarda oradan çıkmıştır, zira lekârâya pirimiz Sultânımız Hacı Bek-taş Veli'nin nefesi sinmiştir. Tekârâde senlik benlik olmaz, kavga da olmaz. Tazelere tasarruf da olmaz. Dalga duman âlemidir. Senin benimdir. Senin benim yoksa bu minnet ve zulmeti zindan çekilmez.

Mısır ve Hindistan 'da esrar kullanımı yaygın
Hekim ve aynı zamanda sair olan İbn-Daniyal tarafından yazıimış bir hayal oyunundan öğrenildiğine göre, esrar Mısır'da, Sudanlılar tarafından yapılan darı bozasıyla birlikte içkiye katılarak onun sarhoş edici etkisini artırmak için kullanılırmış.
Mısır ve Arap ülkelerinde esrar kullanımı hakkında bilgi veren Avrupalı hekimler de vardır. Bunlardan 1581-1584 yılları arasında Kahire'de Venedik Konsoloshanesi hekimi Prospero Alpi-no, esrarın ot ya da macun biçiminde ve boza içinde kullanıldığı zaman ortaya çikan etkisi hakkında bilgi vermiş; "bu şekilde tutku gösterenlerin günlerce kendilerinden geçmiş halde kaldıklarını" yazmıştır.
Bugün bile Mısır'da küçük kentlerde ve köylerde esrar alışkanlığı yüzünden perişan olmuş, ancak halk tarafından "Meczup" diye saygı gösterilen derviş ve şeyhlere rastlanmaktadır.
Garcia da Ortağa, Hindistan'a yaptığı seyahatte, "Bangue" bitkisini ve bunun çeşitli biçimlerde içildiğinde yaptığı ruhsal değişimleri uzun uzun gözlemleyip anlatmıştır. Hindistan'da uyuşturucu maddeler, özellikle esrar, dervişler ve fakirler arasında yaygın olarak kullanılıyormuş. Ama bazı Hint hükümdarları ve ileri gelen eşraf arasında da esrar kullananlardan söz edilmiştir.
Büyük Hint şairi Haydar Bakeh (1750-1816) bir kitabında eski devirlerde Hindistan'da kullanılan ve neşe veren bir bitkiyi şöyle anlatmaktadır: "Yanan sıcak bir yaz gününde alevli güneş parladı. Göz kamaştırıcı şekilde bütün sıcaklığını onun üstünde duymak olanağı vardı. Sanki tanrılar onun kurumasını istiyorlardı... Manastırın dışında durdu. İçeri kadar yalnız yürüdü. Orada yetişmiş bir bitkinin yapraklarından yedi. Eve mutlu döndü." Yoruma göre, bu bilki "Cannabis Sativa", yani Hint keneviridir. Yine aynı kaynaktan öğrenildiğine göre, Hintliler "Plinius" denilen bir bitkinin tohumlarını şaraba katıp içerlermiş.

Fuzuli'nin "Beng-ü Bade"si
XVI. yüzyılın en ünlü divan sairlerinden olan Fuzuli (1495 -1556) Beng-ü Bade'sinde şarap (bade) ile esrarı (beng) karşılaştırmış ve bu eseri Şah İsmail'e sunmuştur.
Mey eydur Ben nebirei tâkim
Beng eydur Sen pelit ben pâkim
 
Mey eydur: Ben çırağı encümenim
Beng eydur: Riski sebze/ çimenim
 
Yine Beng-ü fiade'de Fuzuli ünlü kişilerin esrar kullandığından söz ederek şöyle demekteydi:
Basrada bir müridi ruşendil
Benge olmuştu ruzuşeb mail
 
Tahir Ongun, Beng-ü Bade'nm anlamını söyle dile getirmiştir:
 
Hayalî bir savaş bengübadesi
Kaçar dayanmaz şiddeti harbe
Zannımca Fuzulî bu manzum ile
Zaferi badeye vermekte çünki
Kısıktır orada esrarın sesi
Şarabın eline geçer galebe
Göstermiş Cemile Şah İsmail'e
Şah şarap içerdi - Beyazıt bengi.
 
 

Hüzün ve elemleri dinlendirici...
Milattan önce 2700 yıllarında, Çin imparatoru Shen Nung zamanında hazırlanan, ilk farmakoloji kitabı olarak kabul edilen kırk ciltlik eserde 265 sifali bitkiye ve devaya ilişkin bilgi verilmiş, bu arada Hint kenevirinin de etkileri, özellikleri anlatılmıştır. Kitapta Hint keneviri "Günahlardan Kurtaran Madde" olarak tanımlanmış; "yoksul insanın gökyüzü", "ilahi yol gösterici", "hüzün ve elemleri dindirici" olarak anlatılmış; beriberi, gut. romatizma, sıtma, zayıflama gibi bedensel; duygu ve düşünce bozukluğu gibi ruhsal hastalıklar için ilaç olarak önerilmiştir.
Milattan önce 1600 yıllarında Hint kaynakları Hint kenevirinin huzur ve mutluluk veren etkisine değinmiş, aşırı alındığında coşku ve taşkınlık yaptığını, insanı zehirlediğini belirtmişlerdir.
Milattan önce 1500 yıllarında Çin'de yazılmış olan Rhy-Ya adlı kitapta Hint kenevirinin çok dayanıklı bir bitki olduğundan söz edilmiş; ayrıca ağrı kesici, besleyici eîkiieri anlatılmış; bu bitkinin meyvesinden elde edilen yağın özellikle kulak ağrılarında damla olarak kullanılması önerilmiştir.
Bergama'da doğan, hekimliğin ternel taşlarından bîri olan, anatomi uzmanı ve hekim Galen (M.S. 131-201} yaşamının uzun yıllarını bitkileri incelemekle geçirmiştir. Roma ordusuyla birlikte Rorna'ya giderek, bir yandan bilgisini, görgüsünü artırmış, öte yandan Roma imparatorlarının hekimliğini yapmıştır.
Çağdaş tıp alanında etkisi süren Galen, ilaç olarak kullanılan bütün maddelerin insanda yaptığı bedensel, ruhsal değişmeleri incelemiş; haşhaş, afyon, Hint keneviri ve skopolamin gibi ilaçların tedavide kullanımına ilişkin bilgiler vermiştir. Bu bilgiler arasında, Hint kenevirinin tohumlarından e!de edilen yağın kulak ağrısına iyi geldiğini, cinsel isteği artırdığını, aşırı miktarda alındığında sersemlik, şaşkınlık yaptığını belirtmiştir.
İbn-i Sina 'ya göre çok alınan esrar öldürücü olabiliyor
Buhara kenti yakınlarında, Kurmeydan'da (Güneş kenti) doğan büyük İslam hekimi İbn-i Sina (M.3. 980-1030), önce din eğitimi almış; sonra doğa felsefesi ve tip alanlarıyla ilgilenmiş, eski Yunan tıbbına ilişkin bilgiler edinmiştir. Sürekli olarak araş tiran, çalışan, düşünen, yazan İbn-i Sina, anadilinin Acemce olmasına karşın, kitaplarının çoğunu Arapça yayınlamıştır.
İbn-i Sina tıpla ilgili araştırma ve çalışmalarını ilk olarak Mecmua adı altında bir kitapta toplamış; daha sonra Ei Kanun (Hekimlik Yasası) adlı ünlü yapıtını yazmıştır. Yirmi büyük ciltten oluşan bu yapıt Ortaçağ'ın sonlarına kadar İslam dünyasında ve Latince cevirileriyle Avrupa'da tıp eğitimi sırasında okutulmus-tur.
İbn-i Sina bu kitabında tedavi alanında kullanılan ilaçlar arasında "Kunnab" adı altında Hint kenevirine de yer vermiş ve ilaç elde etmek için iki yöntem önermiştir: Yaprakları iyice kaynatıldıktan sonra yumuşayan kısımları hamur haline getirilir. Bu hamurdan pastil yapılır. Ya da yaprakları kurutulur, ısıtılıp toz haline getirilir, susam tohumu ve şekerle karıştırılıp macun yapılır.
XIV. yüzyılda yasayan Malağa!) hekim Ebu Muhammed Abdullah Bin Ahmet, Mısır'da yetişen "AI-Haşişa" bitkisinin çiçeklerinden ve yapraklarından yapılan hapların, macunların insanı sarhoş ettiğini, kendinden geçirdiğini, çok miktarda alındığında gevşeme ve felç yaptığını, hatta öldürücü olduğunu yazmıştır. Ayrıca Mısır'da gezici dervişlerin (fukara) bu hapları, macunları kullandıklarını, uzun süre kullananlarda da akıl hastalığı görüldüğünü eklemiştir.

Ağrı kesici, kas gevşetici, ruhsal sıkıntı giderici
Ağrı kesici, kas gevşetici, ruhsal sıkıntı giderici
XIV. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri'nde hekim Marion, yeni doğan bebeklerde görülen tetanoz vakalarında afyonla birlikte esrar verilmesini önermiş, esrarın astma, başağrısı, migren, öksürük, sıkıntı gibi yakınmalarda iyi geldiğini de belirtmiştir.
Ünlü İngiliz Kraliçesi Victoria (1819-1901) döneminde yaşayan ve kraliçenin hekimi olan Sir VVilliams Osler, Hint keneviriyle bilimsel açıdan ilgilenmiş, ruhsal gerginliklerden kaynaklanan
başağrıları ve migrende tedavi etkisinin olduğunu göstermiştir.
Çalışmalarını sürdüren araştırıcı esrarın sara krizlerini önlediğini, belsoğukiuğunda antiseptik etkisinin olduğunu, narkotiklerin kesilmesi sonucu görülen yoksunluk belirtilerini denetim altına
aldığını da yazmıştır.
Aynı yıllarda Hindistan'da çalışan Shougnesst adlı bir İngiliz hekimi, eski İngiliz halk ozanlarının esrarla ilgili dizelerinden esinlenerek Hindistan'da yetişen Hint kenevirinden elde edilen,
"Bhang" ya da "Ganja" adını alan esrar üzerinde araştırmalar yaparak bu maddenin ağrı giderici, kas gevşetici, kasılmaları ve spazmı çözücü etkilerini Hint Keneviri Müstahzarları Hakkında
adında bir kitapta yayınlamıştır.
Shougnesst'in araştırmalarına esin kaynağı olan dizelerden
bir örnek şöyledir:
 
Yaz ortasında.
Sol omzunda tırmık taşıyan.
Bir genç kız,
Sağ eliyle,
Kenevir tohumu atarak
Bahçede dolaştı.
Gelecekte bir gün,
Kızın evleneceği adam
Elinde orakla çtkagelip
Olgunlaşan keneviri biçecek.
 
Shougnesst'in Hint keneviri üzerinde yaptığı araştırmalar ve f yayınladığı kitap Avrupa ve Amerika'da Hint kenevirinin tedavi | amacıyla tıpta kullanılma alanlarının yeniden gözden geçirilmesine ve bu maddenin tarihçesinin iyi tanınması için yeni araştır-| malara başlanmasına yol açmıştır.
 
 

"Eritilmiş zümrüt" ve "Islak yakut"

Şah İsmail'in oğlu olan Birinci Tahmasp, (1510-1575) hem şarap, hem de esrar kullanırmış. Tarihe "ayyaş" lakabıyla geçmiş olan l. Tahmasp'a atfedilen ünlü rubaisinde şöyle yazılmaktadır:
 
Bir müddet eritilmiş zümrütün
Yani Bengin peşinde dolaştık
Bir müddet ıslak yakuta
Yani şaraba bulaştık
Hangi renk olursa olsun
İkisi de bulaşıktı idi
Tövbe suyu yani göz yaşı ile
Onları yıkadık
Ve mülevveslikten kurtulduk.
 
Doğum tarihi belli olmayıp, 1587'de Edirne'de ölen, Hayatî takma adıyla tanınan ünlü divan şairi de esrar kullanmış, daha sonra bu alışkanlığı bırakarak şarap içmeye başlamıştır.
 
Yeter olduk gubân gamla bengi
Getir saki şarabî lâle rengi.
 
Bu kötü alışkanlığa karşın, Kanuni Sultan Süleyman devrinin ünlü şairi olan Hayali, bir Osmanlı şairinin ulaşacağı son basamak olan Haydarî Dervişi kademesine ulaşmış, kalender, samimi, alçakgönüllü anlatımıyla çok sayıda gazel ve kasideler yazmıştır.
Gerçek adı Ataullah olan Rev'İ Zade Atai XVII. yüzyılda yetişmiş ünlü bir yazar ve divan sairidir. İstanbul'da doğan ve zamanın modasına uyarak esrar kullanan şair, Salname's inde söyle demektedir:
 
Keyif için esrara oldu müptelâ
Etti temamiyle şuurin heba
 
Aynı yüzyılda yaşayan ve şaraba düşkün olan Meliki ona övgüler düzmekte, bengi yani esrarı kötülemektedir.
 
Aferinler şarabı gül renge
Lanet olsun boza vü benge.
 
1572-1635 yılları arasında yaşamış olan, asıl adı Ömer olup, "Nef'i" takma adıyla tanınan ünlü divan sairi Satûnâ-me'sinde şu dizeyle esrar kullandığını açığa vurmuştur.
 
Sana hâşâ benzeden afyonu bengin neşesin
Anların dahi hususa keyfini kem bulmadım.
 
Bununla birlikte, başka dizede esrarın zararlarını da anlatmaktadır.
 
Akıllı husyar bu/san gam yeme
Bengi ve tiryakiye âdem deme.

"Düşünceleri Gıdıklayan Maddeleri" ve "Esrar Kullananlar Kulübü"
1840 yılında Paris'te yeni kuşağı temsil eden bir grup ressam, şair, tiyatro oyuncusu ve yazar Ouartier Latin'deki Pirno-dan Oteli'nde toplanıp "Düşünceleri Gıdıklayan Maddeler" diye adlandırdıkları afyon ve esrarı grup halinde kullanmaya başlamışlardır.
Zamanla hepsi kendi alanlarında ün yapan bu gruptan Te-ophiie Gautier (1811-1872) genç yaşta Paris'e resim öğrenimi için gelmiş, çeşitli çevrelere girerek gazeteci ve eleştirmen olarak çalışmıştır. Önce Romantik akım yazarları arasına girerek, güzelliğin duyarlılık biçimlerine oian üstünlüğünü anlatan Mineler ve Akikler adlı yapıtını vermiştir. Bu eser Parnasse grubu şairleri üzerinde büyük etki yapmış, Baudelaire'i kendine hayran bırakmıştır. 1840 yıllarında Romantik akımdan uzaklaşmaya başlayan Gautier Esrar Kullananlar Kulübü adlı bir eser yayınlamıştır. Gautier bu yapıtta afyon ve esrar kullanmak için gruba katılan, zamanla üne ulasan birçok sanatçının kişiliklerini, uğraşlarını ve sanat çalışmalarını anlatmaktaydı.
Bu yapıtın yayınlanmasından sonra esrarın yaptığı ruhsal değişmeler ve yarattığı fantastik dünya, çeşitli sanat çevrelerinin ilgisini çekmeye başlamıştır. Öncelikle şiir ve plastik sanat çevrelerinde yansımaları olmuş, birçok izlenimci ressam ve romancı yeni esin kaynağı kazanmıştır. Onların yeni yaşantılar ve yaratıcı güçler aramalarında, dış dünyayı değerlendirmelerinde, esrar vazgeçilmez bir madde niteliği almıştır. Bu grup üyelerinden olan Charles Baudelaire başlangıçta afyon ve esrar kullanmaya karşı çıkarak bu maddelerin yaratıcı gücü bozduğunu ileri sürmüş, ancak zamanla, özellikle Gautier'in etkisi altında bu akıma kapılmıştır.
 

İçerik yayını

İçerik yayınları

target="_blank" rel="nofollow"> style="width:88px; height:31px; border:0;" alt="Yandex.Metrica" title="Yandex.Metrica: data for today (page views, visits and unique visitors)" onclick="try{Ya.Metrika.informer({i:this,id:12897127,type:0,lang:'tr'});return false}catch(e){}"/>