1. Kalem İşi
Geniş anlamıyla kalem işi veya kalemkâri adı altında genellikle fırça ile, tezhip tekniğini andıran bir teknikle meydana getirilen renkli desenlerdir. Geleneksel Türk ve Osmanlı Süsleme Sanatının vazgeçilmez birer unsurudur.
“Sivil ve dinî mimarimizin iç duvarlarını, kubbelerini ve tavanlarını sıva, ahşap, taş, bez ve deri gibi malzeme üzerine renkli boyalar ile, bazen de altın varak kullanılarak, kıllı kalem tabir edilen fırçalarla yapılan nakışlara ‘kalemişi’; bu nakışları yapan kişilere ‘kalemkâr’; tezyinatın (süslemenin) projesi olan desenleri hazırlayıp uygulayan kişilere de ‘nakkaş’ denilmektedir.”
Özellikle saray, köşk ve evlerde kullanılan kalemişi uygulamaları, şimdilerde eski eser restorasyonun teşviki ve popüler olması nedeniyle çokça kullanılmaya başlandı. Kalemişi, geçmişte ağırlıklı olarak dinî mimaride kullanılırken, zamanımızda sivil mimari yapılarda da tercih ediliyor.
Kalemişi, daha az bilinen adı ile kalemkari mimaride duvar, tonoz, kubbe gibi düz yada eğri yapı yüzeylerinde, kurumuş sıvanın üstüne fırçayla yapılan renkli bezemeye verilen addır. Tonoz, kubbe gibi örtü düzenlerine yapılan kalemkari örneklerinden günümüze ulaşanlar arasında 1228-1229’da tamamlanan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifa’sı en önemlisidir. Bu tekniği freskten ayıran en önemli özelliği yüzeysel olmasıdır. Anadolu’da bu tür en eski duvar bezemelerine daha çok taş üzerine uygulanmış olarak ve özellikle kırmızı renkte Selçuklu yapılarında rastlanır.
Kalem işi örneği
Erken Osmanlı Dönemi kalemişi örnekleri arasında Bursa Yeşil Cami, Edirne Muradiye ve Üç Şerefeli Cami’leri, İznik Kırgızlar Türbesi gelir. Bursa Yeşil Cami döneminin en göz alıcı süsleme örneklerine sahiptir; güneydoğu ve güneybatısındaki tabhane mekanları içinde yer alan alçı ocaklar ve nişler bitkisel ve geometriksel motiflerle bezenmiştir. Nakkaş Ali tarafından yapılan bu kalemişleri, bitkisel ve geometriksel süslemeler dönemin en karakteristik örnekleridir.
“14. ve 15.yüzyıllarda 1389-1399 tarihli Bursa Yıldırım Cami’sinde olduğu gibi hafif kabartma ( Malakari) tekniği ile yapılan bitkisel ve geometriksel motiflerle süslü alçı raflar, nişler, ocaklar moda olur. Bu geçiş döneminin getirdiği bir diğer yenilikte, Edirne ve Bursa yapılarında örneklerini gördüğümüz bitkisel motifler ve yazılardan oluşan sıva üzerine yapılmış kahverengi, siyah, mavi, kırmızı renkli kalemişleridir. Kemerler, kubbe ve tonozların iç yüzeyleri, duvarlar motifleri bazen çok karmaşık olan kalemişleri ile süslüdür. Birçok cami’de avlu revaklarını örten kubbelerin iç yüzeylerinde zengin kalemişi ve malakari örneklerine rastlanır.”
“1451 yılında yapılan Bursa II. Murat Türbesi’nde duvarların üst kesimi ve kubbe canlı ve parlak renklere sahip kalemişi bezemelerle süslüdür. Motifler arasında çeşitli formda vazolardan çıkan stilize serviler, kandil motifleri, şemseler ve dinsel içerikli kitabeler dikkati çekmektedir.”
Kalemişi ve onun gelişmiş örnekleri olan Malakari ve Edirnekari, Osmanlı Dönemi’nde gerek saray, konak gibi sivil yapılarda, gerekse başta camiler olmak üzere dinsel yapılarda çininin yanında en önemli duvar yöntemi olarak uygulanmıştır. Erken Osmanlı ve Klasik Devir sivil yapılarına ait günümüze kalan bezeme örnekleri ne yazık ki çok az sayıdadır. Yapılan bazı restorasyon çalışmalarının desen ve renk yönünden doğru uygulanmamasında günümüze gelen örneklerin yozlaşmasına yol açmıştır. Zaman içinde tekrarlanan restorasyonlar ise desenlerin orijinal hallerinden uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Ancak bunun yanı sıra Edirne’deki Selimiye Cami’sinin büyük kemerlerindeki, Üsküdar Yeni Valide Sultan Cami’si ve Çinili Cami’sindeki özgün kalemişlerindeki onarımlar temizlenen boyaların altından ortaya çıkartılmıştır.
Ahşap üzerine yapılmış kalemişleri kubbelerde yada mahfil tavanlarında ve sıklıkla evlerin ahşap bölümlerinde görülür. Bunlar erken dönemlerde rumî ve hatayî motifli geç dönemlerde ise Barok ve Rokoko üsluplarının etkisindedir ( 1591-1592).
Yapıların büyük çoğunluğunun mimarlarının bilindiği halde özellikle Erken Dönem’de yapılarda çalışan nakkaşların kimler olduğu bilinmemektedir. Örneğin 1447’de tamamlanan ve 15.yy Osmanlı süsleme sanatının en başarılı örneklerinden olan Edirne Üç Şerefeli Cami’nin orijinal Kalemişi süslemelerinin İran’lı bir sanatçı tarafından yapıldığı rivayet edilmektedir. Gerek Anadolu’daki Halk Sanatı’nda gerekse İstanbul’da saraya yönelik imparatorluk sanatı’ndaki ürünlerde desen ve renk bütünsel bir uyum gösterir. Günümüzde de eski eser restorasyonu uygulamalarında ve modern yapı guruplarında, farklı disiplinlerdeki içmimarlık çalışmalarında, geçmişin tadını yaşatan Kalemişi uygulamaları yapılmaktadır.
“Günümüzde Kalemişi uygulanan mekan dış etkenlerden iyi korunabilirse devamlılığı 100-150 senedir. Kalemişlerinin ömrü kullanılan malzemenin kalitesine ve mekanın rutubet alıp almamasına bağlıdır.”
2.KALEM İŞİ AŞAMALARI
a. Belgeleme:
Restorasyonu yapılacak motifler ilk olarak fotoğraf, video gibi görsel tekniklerle belgelenmelidir. Yapılacak restorasyonda belgeleme eserin ilk halini ortaya koyacaktır.
b. Mevcut Motiflerin Çizimi:
Motiflerin aydınger kağıdına çizilerek eksik kısımlar tamamlanarak yapılacak restorasyonda kullanılır.
c. Temizleme:
Yumuşak fırçalarlarla yüzey tozlardan arındırılır. Yüzeyde kalan ve esere işlemiş kir tabakası ise eser bünyesine zarar vermeyen kimyasal maddeler temizlenir.
d. Bozulmuş Yüzeylerin Alınması:
Duvar ve tavan yüzeylerinde kabarmış olan kısımların spatula veya bistürü yardımıyla temizlenmesi.
e. Onarım:
Dökülen ve bozuk yüzeyleri dolgu malzemesi kullanılarak zemin düzgünleştirilir. Bu işlem yapılırken tüm yüzeyin aynı seviyede ve düzgün olması sağlanır.
f. Astarlama:
Bozuk olan yüzeylerin ilk katına astar atılır.
g. Tozlama:
Daha önceden yüzeylerden çizimleri yapılan motifler şablonlarla düzeltilir. Çizilmiş olan motifler ince uçlu iğnelerle delinir.
h. Boyama:
Mevcut motiflerin renklerine en uygun olan tonlar bulunur. Motiflerin şekline göre uygun fırçalar kullanılarak motifler boyanır.
2.1 KULLANILAN MALZEME VE ALETLER
“Boya: Deseni renklendirmek için kullanılır.
İnceltici: Sanatçının fırçayı rahat kullanabilmesi amacı ile boyanın incelmesini sağlayan malzemedir. Yağlı boyada neft,Su bazlı boyada ise su kullanılır.
Fırça: Boyanın desen üzerine tatbik edilmesini sağlayan malzemedir.
Istaka: Fırça ile çalışırken, elin titrememesi ve hatların düzgün çekilmesi amacıyla kullanılan, yardımcı malzemedir.Ortalama 1-1.5 cm çapında 60,70 cm uzunluğunda ve yuvarlaktır.
Eskiz Kağıdı: Üzerine desenin çizildiği şeffaf kağıttır
İğne: Eskiz kağıdı üzerinde bulunan deseni delme işine yarayan sivri ****l parçalarıdır.
Toz: Bu malzeme gözenekli bir bez parçası içine konur ve yüzeye tutturulan eskiz kağıdı üzerinde gezdirilir. Bu sayede desenin uygulanacağı yüzeylere, gözün seçebileceği hatlarla geçirilmesini sağlar.
Strafor: Üzerine desen çizilmiş Eskiz kağıdını delmek için altına konulan yumuşak malzemedir.
Altın Varak: Boya yerine altın kullanılması düşünülen yüzeylere uygulanan altından elde edilen defter sayfaları halinde yapraktır.
Miksiyon: Altın varağın uygulanacağı yüzeye tutunmasını sağlayan ve altın varağın yapıştırılacağı hatlara sürülen bir malzemedir.”
2.2 Teknik açıdan kalemişi 4 gruba ayrılır.
1- Sıva üstü kalemişi
2- Ahşap üstü kalemişi
3- Taş ve mermer üstü kalemişi
4- Deri ve bez üstü kalemişi
2.2.1Sıva üstü kalemişi
Klasik mimari eserlerimizin hemen hemen hepsinde uygulanan bir tekniktir. Bu teknikte kalem işinin uygulanacağı zemine önce kireç badanası yapılır. Süslemelerin yada nakışların yapılacağı zeminler ölçülüp bölümlere ayrılır, önceden hazırlanan desenler iğne ile delinerek kalıp haline getirilir. Kömür tozu yardımıyla tamponlanarak desen zemine geçirilir. Seçilen ve hazırlanan renklere boyandıktan sonra en son olarak kontürler çekilir. Klasik kalemişleri iki boyutludur. Işık – gölge oyunları yoktur. Kullanılan malzeme iyi olursa ve dış etkenlerden korunursa kalıcı olur.
2.2.2.Ahşap üstü kalemişi
Sıva üstünden sonra Osmanlı döneminde çok uygulanmış olup 4-5 asırlık çok eski bir örnektir. Hiç restore edilmeden günümüze gelen örnekleri de mevcuttur. Yani sıva üstü kalemişine göre daha dayanıklıdır. Bunun nedeni; dış etkenlerden sıva üstü kalemişine göre temas halinde olmaması, başka bir nedeni ise nakışların veya desenlerin üzerine çekilen sır tabakasıdır. Bu yönteme lake denilir. Sır tabakası inceltilmiş bezir yağı ve verniktir. Mimar Sinan işlerinde ve Hünkâr Mahfili ve Müezzin Mahfili tavanlarında görülür. Bu çalışmalrda altın varak bolca kullanılmıştır.
2.2.3Taş ve mermer üstü kalemişi
Bu teknikte kullanılan boya malzemesi tutkallı ve yağlı boya türündedir. Sıva üstü tekniğinde olduğu gibi çalışılır. Mermer üstü çalışmalarda altın varak kullanılır sıva üstü çalışmaya göre daha zor bir tekniktir. Özel ve daha çok zaman isteyen bir tekniktir.
2.2.4 Deri ve bez üstü kalemişi
Ahşap konstrüksiyon üzerine çakılan kaplama tahtaları üstüne deri veya keten bezinin gerilerek bir tuval teşkil etmesinden sonra kalemişinin uygulanmasına geçilir. Kullanılan malzeme genellikle yağlı boya veya tutkallı boyadır. 16. ve 17. yüzyıllarda örnekleri çok sayıda bulunur. 18. ve 19. yüzyıllarda ise tamamen bu tekniğin örnekleri mevcuttur.
BÖLÜM 5 KLASİK DÖNEM
16.YÜZYIL KLASİK DÖNEM
Camilerin galeri veya mahfillerinin tavanları orijinal kalem işlerinin sağlam olarak günümüze geldiği başlıca yerlerdir.Edirne’deki Selimiye Camii’nin kemer ve kubbe içi süslemelerinde Şemse formlarının sonsuz tekrarı ve tekstil karakterli süslemeler ve Şemselerin içinde geleneksel motifler olan Rumi ve Hatayi’ler ağırlık kazanır.
Giriş bölümlerinin tavanlarına ise adeta bir seccadeyi veya kitap cildini andıran kalem işi panolar sık sık yer almaktadır.Bu panoların zeminleri genellikle ahşaptır.
18.VE 19.YÜZYIL TÜRK ROKOKOSU VE BAROK DÖNEMİ
1.Barok sanatı
17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren klasik dönem süslemeciliğimizin yavaş yavaş terk edidiğini, süsleme sanatının Fransa Rokokosu etkisi altına girdiğini görmekteyiz. Önceleri yadırgansa da Daha sonra Türk süzgecinden geçirilerek Türk süslüme karakterine büründürülmesi toplum tarafından olumlu karşılanmıştır.
Barok Portekiz’ce Barocca sözcüğünden gelmekte olup eğri büğrü inciler dizisi demektir. Bu üslupta kitle,ışık gölge zıtlıkları,içbükey ve dışbükeyler,aşırı hareket önemli unsurlardır.
17. yüzyılda doğan Barok üslup, hayli değişmiş olarak 18. yüzyılda da varlığını sürdürmüştür. Barok sanatın gölge-ışık karıştlığına dayanan çarpıcı, içe işleyici dramatik etkisi giderek kaybolmuş ve yerini yumuşak hatta biraz gevşek bir üsluba bırakmıştır. Bu, seyirciyi etkilemekten çok oyalayan, göz alıcı ama o ölçüde yüzeysel bir üsluptur. Resimsel nitelikler zayıflamış, dekoratif, süslemeci bir işlev ön plana geçmiştir. Bu dönemin saray ve köıklerinin iç dekorasyonu ve mobilyaları da bu yeni üslubu yansıtmaktadır. Sanat tarihçileri, bitkisel bezemelerin ve duvarları kaplayan resimlerin göz oyalayan, tasasız ve yaldızlı üslubunu “Rokoko” diye adlandırmışlardır. Bu sözcük, Fransızca rocaille sözünden gelmektedir. Rocaille, çürük yapılı taşların harçla karıştırılmasıyla oluşturulan yapay kayalıklara verilen addır. Bunun bir örneği, İstanbul’da Emirgan Korusu’ndaki büyük havuzun kenarında görülebilir.
1.1.Barok üsluplu resim sanatının özellikleri :
“Kompozisyon bakımından klasik üsluplu resmin özellikleri bu devrede ortadan kalkmaya başlar.Kompozisyon dağılır. Pramidal ya da üçlü kompozisyon yerini dağınık, diagonal düzenlere bırakır. Kapalı kompozisyon yerini açık kompozisyon alır.
-Resim yüzeyi, mimari yüzeyler gibi parçalanır, ayrıntılaşır.
-Vücut anatomisi küçük adalelere, damarlara kadar gösterilir.
- Dolayısıyla sağlam duruşlu, klasik vücut kuruluşu dağılır ve yerini adeta bir adale yığını alır.
- Klasik üslubun durgun yüz ifadesi, yerini hisli, ıstıraplı ve neşeli tavırlara terkeder. Duruk yüzler ve sade vücut hareketleri yerlerini teatral denilen mübalağalı, hissi duruşlara, yüzlere, mimiklere, el, kol ve vücut hareketlerine bırakır. Figürler, adeta tiyatro sahnesindeymişcesine pozlar takınırlar. Sahte hareketli bir figür topluluğu, süslü saray, ev ve kır atmosferi içinde kompoze edilir.
- Lüks, süs, tantana, ipekli kumaşlar, boya, peruka, dans gibi dünyevi yaşamın fantazi züppeliği, resimlerin konusu olur. Hayvani arzuların hüküm sürdüğü sahneler ortaya çıkar. Günlük ve anlık janr resimleri ilk kez itibar görür.
- Manzara resmi, resim sanatında müstakil olarak kandini ilk kez göstermeye başlar. Bu manzara ifadesi, klasik üsluplu resimlerde görülen hayali ve itibari manzaralara hiç benzemez. Bunlar doğa karşısında etüd edilmiş, figüre fon olmayan, müstakil açık hava resimleridir.
- Resimdeki hacim ifadesi ışık-gölge ile elde edilir. Klasik resmin üniversal ışık anlayışı ortadan kalkar. Mevzi, tek noktadan gelen ışık biçimlendirme de esas olur.
- Klasik resimde görülmeyen etin ten rengi, ifade edilmeye başlanır. Şehvani duyguları belirten resimler ortaya çıkar.
- Hikaye etme düşüncesi ile kompozisyonlar düzenlenir.
- Çizgisel desenle biçimlendirilen klasik devre resminin objesi yanında, barok resim, boyanın resmedilen şeyin maddesini yansıtmasını amaç edinir. Boyanın madde güzelliği keşfedilir. Böylece tarihte ilk kez tuş resminin ortaya çıktığı görülür. Doğa güzelliği yanında resimde ilk kez beliren boya güzelliği, bir sanat değeri olarak kabul edilir.
- Barokun son aşaması olan rokoko ile üslup gelişimi, süsleyici ve sahteci bir resim anlayışı içinde kendini tüketir. Tarımsal kültürlerin sanat üslupları, bu özellikler ile binlerce yıl devam eder durur. Ama sonunda tarım kültürü ve ekonomisi, yerini başka bir dünya görüşüne, başka bir kültür ve ekonomiye bırakır. Öyle ki, XIX. yüzyılın başından itibaren Parlementer- Bilimsel-Teknoloji çağı diye yeni bir çağ başlar. Artık tarımsal kültürün bütün değerleri iflas eder. Önce saray, sonra din ve kısa zamanda tarımsal kültürle ilgili bütün kurumlar değişir. Askeri taktiklerden aileye ve milli eğitime kadar herşey yerini yeni kurulan dünyaya göre ayarlar. Bu yeni oluşum, insanlığın büyük ölçüde çarpıştığı, birbirini yediği yeni bir dönemi hazırlar. Bilimsel araştırmalar, teknoloji ve parlementer düzen, sanatçıyı da yeni bir ortam içinde bırakır. Sanatçı artık ona görev veren sarayı yanında bulamaz ve yalnız kalır. Böylece sanat ilk kez, din kurumları ve saray dışında sanatçının kendi kişisel görüşlerini yansıtır. Bu yüzdendir ki, biz XIX. yüzyılın başından itibaren kişisel görüşlerin kaynaştığı bir akımlar devrinin açıldığını görüyoruz. Bilimsel Teknoloji Çağı’nın tarımsal kültürlerden ayrı, yeni bir arkaik, klasik ve barok sanatı ortaya çıkar.”
Barok sanatını günümüzde en güzel örneklerini İstanbul’daki Dolmabahçe sarayında görmek mümkündür. Batılı tarzların üsluplarıyla süslenen Dolmabahçe Sarayı günümüze gelen en güzel barok örneklerini saklamaktadır.
2 . Rokoko sanatı
Rokoko üslubu, bilindiği gibi, Avrupa 18. yüzyılın son çeyreğinde siyasal ve ekonomik çalkantılara sahne olmuştur. ilk büyük patlama Fransa’da ortaya çıkmış, 1789 Fransız devrimi’yle krallık rejimi yıkılarak, kral ve yandaşları sürgüne yada giyotine gönderilmişti. Bu yıllarda çalkantılı Paris’in sanat çevrelerinde yeni bir sanatçıya ve onun öncülük ettiği yeni bir sanat üslubunun doğuşuna tanık olunur. Bu genç sanatçı Jacques Louis David’dir. Öncülük ettiği akıma da “Neo-Klasisizm” adı verilmiştir.
Klasik sanat ülküsünün yeniden canlandırılışı olan bu akımın doğuşu iki önemli etkene bağlanabilir. Bunlardan ilki, arkeoloji biliminin temellerini atan Alman arkeoloğu ve sanat tarihçisi Winckelmann’ın eski Yunan ve Roma sanatını canlandırma çabalarıdır. Winckelmann’ın giderek çözülmüş, saflığını ve soyluluğunu yitirmiş Avrupa sanatını, kendi öz kaynağı antikiteye bağlama konusundaki görüşleri sanat çevrelerinde geniş yankılar uyandırmıştı. Paris’teki Madeleine Kilisesi, bu görüşün bir sonucudur. Yapının dış görünüşünün eski Yunan tapınaklarından bir farkı yoktur.
alıntı